egedesonses.com
Reklam

ANALİZ İÇİN TEMEL TARİH VE SOSYOLOJİ DATALARI.

ANALİZ İÇİN TEMEL TARİH VE SOSYOLOJİ DATALARI.
26 Nisan 2018 - 5:45 'de eklendi ve 724 kez görüntülendi.
Reklam

ANALİZ İÇİN TEMEL TARİH VE SOSYOLOJİ DATALARI.

AVRUPA NEDİR ? AVRUPALILAR KİM? NEDEN DİN VE DİNİ SÖYLEM YÜKSELİŞTE? KİM KİMLE? 1.MECLİS KOALİSYONU MU GEREKİYOR YİNE?

——

Dünya siyaset meydanında , manevra alanları ve toplumsal etki ve ikna gücü olarak yeni (son 20 yıldır ozellikle ki bunun  alt yapısı daha eskiden hazırlanmıştı ) eğilim,  “din” dir.

 

Katoliklerin siyasi dili , ortodoksların  siyasi dili protestan ve püritenlerin siyasi dili,  siyonist yahudilerin siyasi fısıltıları, ve  müslümanların siyasi dili.

 

Kamplaşmalar da, bu dini referanslar üzerinden oluşturulmakta bilinç altının derinlerinde.

 

Farklı dini literatürün siyasi ayakları( mezhepler yahut tarikatler ya da sektler gibi)  arasında da müttefiklik ilişkileri kurulmakta yine, tarih boyunca olduğu gibi.

 

Örneğin Hıristiyanlığın en eski iktidar  mücadelesi kanatları olan katolik kilisesi ile ortodoks  kilisesi ( Atina, İstanbul ( grek soylu) ve moskova (slav soylu) ve de gregorian (ermeni soylu) patriklikleri , ) , katolik kilisesinin ( Avrupa latinleri yani İspanya , İtalya, Portekiz  ile bunlarla ortaklıklar kurmuş Frankların( ki bunlar da germenlerle akrabadır aslında) ülkesi Fransa ) egemenliğine itiraz etmiş Angluslar’ın ( Germen-Saxon soylular : ingilizler) Anglikan kilisesi ile Almanya, Hollanda ve diğer kuzey avrupa ülkelerinin  ( Germenler ve germen soylu Gotlar ve Tötonlar) protestanları ve Britanya adasının Kelt soylu püritenleri.

 

Kan soylu hükümranlıkların günümüze uzanan derin devlet güçleri ve derinlerde tuttukları ortaklıkları ve de özellikle Kelt soyluların Britanya egemenliğinden dışlanmasıyla, sonradan satın alınarak elde edilmiş finansal baronluklar ile kurdukları ortaklık ile çatışmaları, şu andaki dünya düzlemindeki çalkantıların temel sebepleridir.

 

Aynı çizgiden yürümeye devam edersek Iran ( Farsi) şiasi ile katoliklerin koalisyonlarını ve bunun karşısında da 16.yyıla kadar Selçuklu ve Osmanlılar’ın ortodokslarla   16yy’dan başlayarak da protestanlar ve yahudilerle kurdukları ortaklıkları görürüz.

 

Din, kültürel sınırları belirleyen en etkili aidiyet çizgisi olmaya devam ediyor. Dünyanın bilindik 20.yy dengesi bozulup yeni paylaşım dengeleri arayışlarına girilen 21.yy başlarında yine kitleler bu dini siyasi söylemler  ve derinlerdeki bu ittifaklar ya da cepheler aracılığıyla yönlendirilmekte. Bu nedenle bulunduğumuz bölgede ve özellikle kendi yurdumuzda islami söylem  üzerinde yükselen bir siyasi atmosfer var. 20.yy başında  imparatorluklar düzenlerinin yıkılması için motive edilmiş ve yaygınlaştırmış  milliyetçi akımlar, dünyanın heryerinde ulus devletleri , milletler koalisyonları olan imparatorlukların yıkılmasıyla oluşturdular. 20.yy dönüşümünün  motoru milliyetçilik ve sonucu ulus devletlerdi. 21.yy dönüşümünde ise yine dinsel ümmet  birleştiriciliği kavramı bir silah olarak kullanılırken bir yandan, bir yandan da hedef bölgenin mezhepsel ayrılıkları öne çıkarılarak yani, yine dini terminoloji ile daha ufak devletçikler amaçlanıyor. Türkiye,  bölgesine dair bu mezhepsel parçalama planlarına,  ümmetçi  birlestiricilik ile karşı koymak gibi bir yola zorunlu olarak yöneldi.

Turkiye’de en çağdaş ve laik söylemi olan siyasi partiler dahi, iktidarın siyasi sünni ümmetçiligi karşısına alevi ümmetçiligi ile çıkarak dünya siyasi düzlemine hakim olan din argümanını kullanıyor.

 

Toplumların muhafazakarlasmasi süreci sağlam cepheler oluşturulma çabalarına dair.

 

Katolik latin avrupa ile protestan germen-saxon avrupa arasındaki çatışma,  derin hanedan devletleri ile paranın baronları ile ortak olmuş protestan ve püritenler arasında.  Amerikada da bu tip bir çatisma soz konusu.

 

Küresel düzlemdeki egemenlik arayışlarının ortaklıkları bozuldu. Aralarında da çatışıyorlar şimdi ancak bize ve bölgemize dair yıkıcı projeleri neredeyse aynı.

Icimizde kendileriyle işbirliği yapmaya gönüllü bir sürü  dini kisveli  oluşum bulabilmekteler.

 

Osmanlının özellikle 16.yy itibaren protestanlar ile birlikte katoliklere karşı kurdukları ortaklık sürecinde,  anadolu coğrafyası içinde, şekli ve adı müslüman  olan bir sürü  tarikat peydahlandı.

Yahudiliğin bizdeki çeşitli  versiyonlarının  ( karay, aşkenaz, safarat, ve bize ozel sabetayist) kendisini saklamak için  içlerine girip şeyhlik makamlarına kadar geldikleri,  önceleri bektaşîlik, melamilik, hurufilik gibi sonraları da  ( 2.mahmut’un yeniçerileri dağıttığı dönemden sonra) nakşibendilik gibi tasavvufi yollar , toplumsal ve dinsel çürümeyi başlattı ve hızlandırdı. Içlerine giremedikleri nakşi  tarikatler de vardı ama bunlar da zamanla ve gelen baskıya direnmek amacıyla tutuculaşarak aklı, yok saymanın yoluna girip deforme oldular.

 

Bahsettiğimiz bu birinci grup işgal edilmiş sahte müslüman  tarikatler,  Osmanlı’nın ekonomik olarak işgal edilmesinin toplumsal alt yapısını oluşturup daha da rezillesmiş bir baskıcı islam versiyonu üzerinden islamı ve onun devletini dinamitledirler. 1800’lerin başındaki Balta Limanı anlaşmasıyla birlikte ülkeyi ele geçirmelerinin  yolu açılmış yabancı bankerler ve vergi ayrıcalığı tanınmış yabancı tüccarlar,  Osmanlı üretim ve endüstriel kabiliyetini tamamı ile yok edebildiler bu sayede. Zira üretim icin gerekli sermayeyi kontrol eden, kuralları koyardı. Bunlarla mücadele etmeye çalışan ve esnaf sandıkları oluşturarak yerli bankacılığı kurmaya çalışan ve yerli üreticiye bu yolla ucuz kredi imkanı oluşturmaya çalışan gruplar da vardı. Bu grupların başında  Gümüşhane evi tarikatı gelmekteydi. Selçuklu ve Osmanlı devletinin temellerindeki birleştirici gücü  ve ekonomik yerli gücü  temsil eden bu gruplar da malesef yok olma kaygısıyla tutuculaşarak itici motor olmaktan uzaklaşmışlardı.

Erbakan’in arkasında  bu millici naksibendilik vardı. Şu  anda Erdoğan’ın da arkasında bu güç  var. Turkiye’nin ilk yerli motor  fabrikası olan “Gümüş Motor” da bu gruba aitti. Ama Turkiye’nin ne uçak, ne motor, ne de herhangi birşey üretmesine izin verilmediğinden, bu tip sanayi ve kalkınma hamleleri hep engellendi.

 

Sahte müslümanlık, şekilci artiz milliyetçilik, inkarci ve baskıcı tek tipçi laiklik,  içi boş çağdaşlık, taklitçi modernlik, özüden kopuk demokratlık halleri, 100 yıldır ülkemiz halkını maymuna çevirme ve bu yolla kontrol etme ve  soyma  projesinin aparatlariydi. Bu yolda görevli bölge müdürleri vardı. Sermayeyi, üretimi, dini, siyasi hayatı yönlendirenler, bize biçilmiş “dandik modernliğin” kölelik yolunun hatlarını kalın çizgilerle çizmişlerdi. Yoldan çıkmaya kalkan seçilmiş hükümetleri ya da toplumsal tepkinin liderlerini, sağcı solcu demeden ya yok ettiler ya hizaya çektiler.

 

Işte bu yapıya  olan  itirazi yönlendirmeye aday olanlar ancak toplumsal destek görüyor. Şu  anda bu itiraza sol demokratların ve de anti emperyalist kemalistlerin ortak olması asla istenmiyor.

 

100 yil once emperyalist taarruza karşı koyan 1.meclisi oluşturan koalisyon kurulsun istenmiyor. Bu 1.meclis içinde anadolunun her kesimi vardı, hepsinin ortak ülkesi olan topraklarımızı mümkün olan kadar korumak icin bir ortak irade oluşmuştu.

 

Iste bize lazım olan bu ortak iradeyi yeniden oluşturabilmektir. Islamcisi, milliyetçisi,  demokratı,  solcusu tümüyle milli unsurların birliği , ancak yapay ideolojik terminolojiyi terk etmek suretiyle, kültürüne yabancılaşmış kötücül ifadelerden uzak durmak suretiyle   oluşturulabilir.

 

Boşa kürek çekmemek ya da kendi ayağımıza sıkmamak için halihazırdaki idari sistemin iktidarı içindeki  ve muhalefeti icindeki müstevlilerin  tezgahlarını idrak etmek zorundayız.

Omer Devrim Karatop

Etiketler :
Reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER